''...Xêr hatîn bo malparê By_MêRXaS_...''
 ANASAYFAYA DÖNMEK İÇİN BURAYI TIKLAYIN
Ana Sayfa | Stranê Kûrdî | Filmê Kurdî | Radyo Rojinliyiz | Forum Nasname | Helbestên Kûrdî
Kürt Kültürü - Blogcu



LİNKLER

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Rss

Taraf Yazarlar

Nasname Yazarlar

Barış ve Demokrasi Partisi

DîROK


Kürt Tarihi

35mKn_04vTn

Kürt Kadını


Kürt Kültürü

Ho incontrato

By_MêRXaS_

Navên Zaroka


Navên zaroka

Video Tube

TV | Radio

Kurdistan TV

KurdSat TV

Roj TV

MMC TV

Vin TV

Zagros TV

Newroz TV

Rojhelat TV

Komala TV

Hêlbest-Şiir

Diyarbakır haber

G.S ORG.

By_MêRXaS_

İstifade Edenler

Mazlum Doğan

İLETİŞİM

Son Yazılarım

'Tuvalet kağıdı kalmadı, zımpara kağıdı verelim!'
Ehmedê Xanî hayatı ve eserleri
Mafya öyküsü mü, kontrgerilla övgüsü mü!
O fotoğraf...: Cengiz Çandar
2010 YILI İÇİN BAŞLANGIÇ YAZIM ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ
Ayıptır, günahtır, zulümdür
Yaşasın Ergenekon...! Kahrolsun peşini kovalayan medya...!
Tîpî Korsî Tewar - Hestanewe 2009
Kibele - Bereket
Kürdisdanlı Şükrü Gülmüş olmak!
DTP´den nefret eden Kürdo!
Kelimeler Kifayetsiz Kalınca
Ağla Kürdün çocuğu ağla!
Kürt Çocuklarına Özgürlük
2009 Yılından 2010'a Mektub

Sêat

Categorie

<%EntryCategory%>
<%EntryBody%>

YENİDEN YAPILANIYOR

Arkadaşlarım

YENİDEN YAPILANIYOR

Zindan Müze Olmalı

Madımak Müze Olsun

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikayet ölümden olsun.

Bağımsız Medya

Bloğun maskotu

Online Mp3 Dinle


Sîlav

Sanatcı Siteleri

'Tuvalet kağıdı kalmadı, zımpara kağıdı verelim!'
Kategori: makaleler
Zaman:12/28/2009 :Yazan: By_MêRXaS_

'Tuvalet kağıdı kalmadı, zımpara kağıdı verelim!' Ya da 'Barış ve Çözüm kalmadı, Açılım verelim!'

Kürtler, diyelim ki 'ayrıldı.'

Ne olur?

Hiç bir şey olmaz.

Çünkü bu Kürtler daha önce ayrılmadı mı?

Bugünkü Federe Kürt devleti eskiden 'bizim' değil miydi? Ya Suriye'deki parça? Ne oldu? Türkiye battı mı?

Evet, bu Kürtler ayrılınca, o sıralar değerini pek 'bilmediğimiz' petrol elden gitti.

Gitti de ne oldu ki?

Şimdi 'bizim' petrolcülerimiz Güneyin siyah kanını pompalamıyorlar mı? ABD çekildiğinde Güneyli Kürtleri 'kucaklayıp', kadim 'düşmanlarına' karşı 'koruma' karşılığında bu petrollere yeniden 'kavuşma' hayalleri 'görmüyor muyuz?'

Şöyle laflar edilmiyor mu? 'Bizim Kürtler kadir kıymet bilmiyor, güneyliler Türkiye'ye katılmak istiyor'.

Demek ki, tarihteki bu Kürt ayrılması yüzünden bir şey olmamış. Hatta tam tersine: Ayrılmayan isyan ediyor; ayrılan neredeyse Türkiye'ye katılmak istiyor.

Bu laflar sizin değil mi?

Elbette bu yazdıklarım bir nazire. Ne Türkiye Kürtlerinin ayrılmaya niyeti var; ne de Güneyli Kürtlerin 'katılmaya'

Korkunuzun abes olduğunu anlatmak için yazdım bunları.

Çünkü siz, Kürt özgürlük hareketinin de, Abdullah Öcalan'ın da Türkiye'nin üniter yapısı içnde birlikte yaşama sözlerinin yalan olduğunu düşünüyorsunuz. 'Kürtlere bugün kimlik ve dil haklarını anayasal güvenceye bağlayarak verirsek, yarın onlar ayrı devlet kurmak ister' diye Türk toplumunu korkutuyorsunuz.

Yani diyorum ki, bir an için verdiğiniz haklara rağmen bu Kürtler sözlerinde durmayıp, ayrılmaya kalktı.

Korkacak bir şey yok.

Çünkü siz şu anda ayrılmamış olan ve ayrılmayacağız diyen Kürtlerle savaş halindesiniz; ayrılmış olan, hatta eskiden 'size ait' olduğunu düşündüğünüz Kerkük'e el koymak isteyenle birleşmeyi ve kendi ülkenizdeki Kürdü dize getirmeyi düşünüyorsunuz. Tuhaf değil mi?

Diyelim ki, siz Kürt kimliğini ve dilini resmen tanıdığınızda, Kürtlere bu kimlik ve dille özgürce siyaset yapma ve kendini özerk yerel yönetimlerde tıpkı Türkler gibi yönetme olanağını verdiğinizde Kürtler bununla yetinmediler.

Diyelim ki böyle oldu. Korktuğunuz başınıza geldi.

O zaman isterseniz Mustafa Kemal ve İsmet Paşa gibi yapar, bu yazgıya 'boyun eğersiniz'.

Ama siz 'boyun eğmeyebilirsiniz'. İsterseniz, şimdi 'ayrılmayacağız' demelerine rağmen Kürtlere 25 yıldır ne yapıyorsanız, bu defa 'ayrılıyoruz' dedikleri için yaparsınız.

Verirsiniz kurşunu; verirsiniz topu, bombayı; öldürürsünüz, ölüsünü tekmelersiniz; halkını göçertirsiniz, köyünü yakarsınız, ambarını dağıtır, dışkı yedirirsiniz, yasal partisini kapatırsınız; Belediye Başkanlarını, yasal parti üye ve yöneticilerini tutuklar, bileklerine kelepçe vurur, her birinin başına, onları kollarından tutan bir polis dikersiniz; 'devlet güçlüdür' diye bu insanları teşhir edersiniz. Şahin'i hapseder, Güvercin'i besleriz dersiniz. Şimdi bile zulme karşı çıkmayanlar o zaman bu ayrılıkçıları kırıp geçirmenizi daha aleni alkışlar; şahinleri daha kolay azınlığa düşürür, güvercinleri daha kolay şahinlerden koparırsınız.

Ben diyorum ki, tarihte her yolu denediniz. Bir de bu dediğimi denesenize!

Güvercini Şahine karşı kazanmak mı istiyorsunuz. Önce şunu bilesiniz, Kürt toplumu güvercindir. Onu kazanacaksanız Hakkını vereceksiniz. Verdiğinizde dağdaki şahinin bir anda güvercin haline geldiğini de göreceksiniz.

Örneğin, kafayı çalıştırıp; Kürtlerin 'ayrılmıyoruz' sözüne inanmasanız da inanır görünün; onların kimliklerini, dillerini, bu kimlik ve dille örgütlenme ve kendilerini özerk yönetimlerde yönetme hakkını tanıyın.

Bakın bakalım!

Bu haklar verildikten sonra neler oluyor.

Bu hakları yeterli bulanlara güvercin, bu haklara rağmen silah bırakmayana işte o zaman şahin deyin. İşte o zaman güvercinden isteyin istediğinizi.

Alın benden size bir hikaye:

Ape Musa bir gün güvercin kılığında devletin damına konmuş. Devlet ona demiş ki, 'zorda kaldım, beni şu şahin belasından kurtar'...

Ape Musa 'emrin olur olmasına da, demiş, sen beni dam üstünde tırşıkçı saksağan sandın, ben güvercinim. Önce şunu bil: Ben senden kimlik hakkı, dil hakkı, kendi dilimde ve kimliğimle örgütlenme hakkı,Belediye başkanılığı hakkı, demokratik özerklik hakkı ve insan hakkı istiyorum; sen bana devletin dükkanında bunlar kalmadı, sana açılım verelim diyorsun. Bizde bir laf vardır. Birinden bedavaya bir şey isteyen kurnazlara karşı söylenir, söz meclisten dışarı, denir ki; 'ne s...çtın avucuma, ne çalayım yüzüne!'

Musa Anter'e devletin ne dediğini bilmiyoruz. Ama soruyoruz: Kürdü güvercin-şahin diye bölmeye kalkan bu cevabı hak etti mi, etmedi mi?

 



Ehmedê Xanî hayatı ve eserleri
Kategori: Kurt Tarihi (Dirok)
Zaman:12/28/2009 :Yazan: By_MêRXaS_

İsminin „Ehmedê Xanî“ olarak okunup yazılması gerekirken, „Ahmed-i Hani“ olarak Türkçeleştirildi

„Ehmedê Xanî“ kimdir, nerelidir?

 Miladî bin yıllarında Hakkari“nin Çukurca ilçesi civarında, Azerbaycan yöresinden gelip Bağdat ve Şam yörelerine gitmekte olan ticaret kervanlarının yolu üzerinde bir han (Kürtçesi: Xan) inşa edilir.

 Zamanla bu han etrafında „Xan“ adında bir köy kurulur. Bu köy“e önce Ehmedê Xani“nin aşireti olan „Xanîler“, daha sonraları da Mehmûdî aşiretinin diğer iki kolu olan „Pinyanişîler“ ve „Ertûşîler“ yerleşirler. Bunların yerleşmesiyle birlikte biraz daha büyüyen Xan köyü, bu üç aşiret kolunun ihtiyaçlarına cevap veremeyecek bir nufusa ulaşınca, önce Pinyanişîler ve Ertuşîler, daha sonraları da Xanîlerin bir kısmı Xan köy“ünden ayrılırlar.

 Xanîler“in bilinen eski liderlerinden biri olan ve ailesi ile birlikte Van“ın Hoşab ilçesi civarına yerleşen Mîr Hasan, savaş ve saldırılar sonucu yıkıma uğrayan Zerînak kalesi“nin onarım işlerinden sorumlu olmak üzere „Dizdar“ (Kale Ağası) olarak tayin edilir.

 Mîr Hasan“ın vefatından sonra yerine oğlu Mîr Süleyman, onun vefatından sonra yerine oğlu Mîr Abdurrezzak, onun da ardından yerine „Büyük Şeyh Abdurrahman“ olarak meşhur olan oğlu „Mîr Abdurrahman Xanî“ geçer.

Van ve çevresi 16. yüzyılın ilk yarısında Şah Tahmasb yönetimindeki Safeviler tarafından işgal edilince, Abdurrahman Xanî ailesiyle birlikte Bayezîd“e (Doğubayazıt) göç eder ve burada Mehmûdî aşireti içerisinde kendine yer bulup „Doze Sor“ (Kızıl kale) civarına yerleşir. O dönemde adı geçen kalenin hakimi olan Mîr Necmeddîn Mahmûdî çok saygı gösterdiği Şeyh Abdurrahman Xanî“yi „Kale Kadısı“ olarak atar ve Şeyh abdurrahman vefat ettiği 1534 yılına kadar bu görevde kalır.

Şeyh Abdurrahman“ın vefatından sonra kalenin idaresi oğlu Mîr Rüstem“e verilir. Ancak osmanlıların Kürt Celalî aşiretine karşı takındıkları olumsuz tutum karşısında, Celalî aşiretine destek çıkmayan kale ahalisinin bu durumunu içine sindiremeyen Mîr Rüstem görevinden istifa eder ve ailesiyle birlikte Bayezîd“in (Doğubayazıt) merkezine yerleşir. Mîr Rüstem“in vefatından sonra yerine Xanîler ailesinin „Mela“ (Molla) ünvanını aldığı bilinen ilk ferdi olan oğlu Îyad (veya Eyad) geçer. Fıkıh ilmindeki derinlemesine bilgisinden dolayı Mela olarak meşhur olan bu zatın vefatından sonra yerine oğlu ilyas geçer. İşte kendisi de ilim tahsil edip, icazet alan ve Bayezîd“de „Müderris“lik yapan İlyas, Ehmedê Xani“nin babasıdır. Annesinin adı Gülnigar“dır.

 Ehmedê Xanî 1651 yılında Doğubayazıt“ta doğmuş 1707 yılında Doğubayazıt“ta vefat etmiştir. Hiç evlenmemiştir.

Osmanlılar zamanında Bayezîd olarak ifade edilen yer, günümüzde Kürtçe: Bazîd, Türkçe: Doğubayazıt olarak söylenir, yazılır.

Kimileri Xanî“nin kökeni olan „Xanîyanî“ aşiretinin yaşamış olduğu „Xan“ köyünden dolayı, Ehmedê Xanî“yi Hakkari“li olarak kabul et-tir-meye çalışmaktadır.

Kimileri de Van“ın Hoşab ilçesi civarında Hakkari“nin Xan köyünden göç edenlerin yaşadığı „Xanîyanî“ aşiretinin devamı kabul edilen yaklaşık 50 köylerinin bulunmasından dolayı, Ehmedê Xanî“yi Van“lı olarak kabul et-tir-meye çalışmaktadır.

 Oysa ki yukarda da detaylı bir şekilde anlatıldığı gibi „Xanîyanî“ aşireti Hakkari-Çukurca-Xan köyünden Van-Hoşab“a göç eder 4 kuşak burada yaşadıktan sonra, Şeyh Abdurrahman Xanî ve ailesi Doğubayazıt“a göç ederler. Doğubayazıt“ta da 4 kuşak yaşadıktan sonra Ehmedê Xanî dünyaya gelir. Dolayısıyla „Hakkari“li“, „Van“lı“dır demek yersizdir, gerçeklik payı yoktur.

Doğrusu: Ehmedê Xanî 1651 yılında Doğubayazıt“ta doğmuş 1707 yılında Doğubayazıt“ta vefat etmiştir. „Ehmedê Xanî Hazretlerinin Türbesi“ Doğubayazıt“tadır. Hala da Doğubayazıt halkı ve yurdun dört bir yanından ve yurtdışından gelen ziyaretçiler tarafından ziyaret edilmektedir.

Doğubayazıt halkı günümüzde de „Serê Xanî Baba“ (Xanî Baba“nın Başı İçin) diye yemin eder. Bu yemini yapana inanır. Yalan yere bu yeminin edilemeyeceği inanışı yüksektir.

 Doğubayazıt ilçesinde „Xanî Baba“ yada „Ehmedê Xanî“ ile başlayan işyeri isimlerine, tabelalara sıkça rastlanır. „Ehmedê Xanî Parkı“, „Xanî Baba Turizm“, „Xanî Baba Lokantası“, „Xanî Baba Çay evi“, „Xanî Baba Manavı“, „Xanî Baba Kuaför Salonu“, „Ehmedê Xanî Pasajı“ gibi.

Araştırmacı, tarihçi, yazar ve bu konuya önem veren kuruluşlar tarafından „Ehmedê Xanî Resmi“ olarak bu konuda yayınlamış olduğum resim ortak kabul görmüştür.

İsminin „Ehmedê Xanî“ olarak okunup yazılması gerekirken, „Ahmed-i Hani“ olarak Türkçeleştirilmesi, isminin doğru yazılıp okunmaması üzücü bir durumdur. Bunun tek nedeni Kürtçe dilinin 2009 yılına kadar yasaklı bir dil oluşudur. Kürtçe alfabe ile yazmanın yasak olmasıdır. Oysa ki kabul gören bir doğru var ki, özel isimler, şahıs isimleri başka bir dile çevrilemezler. Anlamı nedir diye tercüme edilebilirler ama isim kendi anadilinde nasıl okunup yazılıyorsa diğer dillerde de öyle okunup yazılmalıdır. Yani „Ehmedê Xanî“.

Eğitim durumu:

Ehmedê Xanî, Bayezîd“de bulunan Muradiye Medresesi“nde eğitim görmüştür. Daha sonraları Ahlat, Urfa, Bitlis, Cizre, Bağdat, ve Mısır“da bulunan değişik medreselerde eğitimini tamamladıktan sonra Bayezîd“e dönerek bir mescit ve medrese kurarak imam ve Öğretmen“lik yapmaya başlamış ve vefat ettiği tarihe kadar ders vermeye devam etmiştir.

 Okuma-yazma bilen, aydın bir aşiret“e mensub olan Ehmedê Xanî 14 yaşında Mîr Muhamed“in divan katipliğini yapmış, daha sonraları Muradiye Medresesinde imamlık ve Öğretmenlik (Müderrîs) görevlerini birlikte sürdürmüştür.

 Mezhebi, tarikatı ve tasavvuf anlayışı

Ehmedê Xanî“nin eserleri incelendiğinde Kürt alimlerinin büyük çoğunluğu gibi fikhi mezhep olarak Şafiî, itikadi mezhep olarak Sünnî-Eş“arî, tarikat olarak Nakşibendî olduğu anlaşılmaktadır.

 Ancak Xani“„nin tarikat ve tassavuf anlayışında cahil ve sahtekar Şeyh ve Sofu“lara yer yoktur. Nitekim „Nubehara Biçûkan“„ın 7. kıtasının giriş vecizinde Şeyh“lik ve sofu“luğun ancak keramet, ilim, okuma ve amel dinamikleri ile bir hüviyet kazanacağına ve bağlanılan tarikat“ın İslam şeriat“ına uygun olması, dolayısıyla İslam“ın tasvip etmediği hurafelerle dolu bir tarikat olmaması ve sofu“nun inzivaya çekildiği her zaviye“nin (ibâdet için çekildiği tenhâ yer), bir ilim hücresi olarak sağlam bilgilerin edinildiği bir yer olması gerektiğine dikkat çekmektedir.

Askeri ve siyasal açıdan:

Ehmedê Xanî“den önceki dönemlerde başlayıp Kürtler ve Xanî üzerindeki etkileri Xanî döneminde de devam eden hadiselerin başında Osmanlı-İran savaşları gelmektedir. Kürtler ve toprakları bu iki rakip güç arasında şiddetli bir mücadele ve çatışma alanı haline gelmiş ve en büyük zararı da Kürtler ve toprakları görmüştür. Yaşanan savaşlarda Kürtlerin bir kısmı Osmanlıların, bir kısmı da İranlıların yanında yer alırlardı. Böylece Kürt beylikleri Osmanlı ve İran İmparatorlukları uğruna birbirlerinin kanını dökmekten de çekinmezlerdi.

İran Safevilerini yöneten Şah İsmail, topraklarını genişletmek amacıyla Kürt mıntıkasını işgal ettiğinde, 12 Kürt emir“i özerk yönetimlerini Şah“a bırakmak ve kendisine bağlılıklarını belirtmek için Tebriz“e gittiklerinde tutuklanıp zindana atılırlar. Daha sonra serbest bırakılsalar da Kürtlerin İran yönetimine güvenleri artık sarsılmıştır. Osmanlı padişahlarından Sultan selim zamanında Kürt beyleri özerk yönetimlerini kendileri yönetmek şartıyla Sultan selim“e bağlılıklarını ilan etmiş ve 1514 yılında Osmanlı-İran arasında yaşanan Çaldıran savaşında Osmanlı padişahına yardım ederek, İran Safevilerinin yenilgiye uğramalarına büyük katkıları olmuştur.

Kürtler“in Osmanlı Sultan“ı Selim“e destek verme nedenleri:

 1- Kürt beyliklerinin Osmanlı devleti tarafından tanınması

 2- İran devletinin Şii, Osmanlıların ise Kürtler gibi Sunnî oluşu

3- Şah İsmail“in daha önceleri mezhep taasubuyla hareket ederek Sünnî Kürt beylerini azledip yerlerine Kızılbaş[Alevi Kürt] yöneticiler tayin etmesi

 Çaldıran savaşı zaferinden sonra Kürt coğrafyasının değişik mühitlerinde toplam 55 Kürt beyliği kurulmuş. Yavuz sultan Selim ile yapılan anlaşmaya göre bu beylikler kendi içişlerinde serbest fakat her hangi bir dış saldırıda osmanlı“ların yanında yer alacaklardı.

Kürt beylerinin de yardımıyla İran Safevilerinin elinde bulunan Bağdat, Osmanlı toprağına katıldıktan sonra, 1639 yılında Osmanlı-İran arasında „Kasr-ı Şirin“ anlaşması imzalanır. Bu anlaşma ile Kürt toprakları ikiye bölünür. Doğu mıntıkaları İran, diğer mıntıkalar da Osmanlı payına düşer.

Ehmedê Xanî, Osmanlı-İran arasında yaşanan savaşlarda en büyük zararı Kürtler“in çektiğini „Mem û Zîn“ eserinde 221-225 beyitleri arasında şöyle dile getirmiştir;

 

Bu Rom ve Farslar Kürtleri kuşatmışlar

Kürtlerin tümü dört tarafa dağılmışlar

 

Kürt kabilelerini bu ikili cepheler

İmha okları için hedef seçmişler

 

Sınırların tespitinde anahtar olan Kürtlerdir

Aşiretleri sınırlar üzerinde sağlam setlerdir

 

Birer denizi andıran Romlar ve Acemler

Ne zaman ortaya çıkıp harekete geçseler

 

Kürtler her taraftan kızıl kana bulanırlar

Berzah gibi onları birbirinden ayırırlar

 

 Xanî“yi etkileyen olaylardan biri de 1608 yılında İran Safevileri ile Kürtler arasında yaşanan ve Kürt direniş hareketinin önemli direniş halkalarından biri sayılan „Dımdım Kalesi“ olayıdır.

1660 yılında Bitlis, Hakkari ve Amediye beylikleri Osmanlı hakimiyetine girmişlerdi. 1666 yılında Bağdat seferine giden Osmanlının yanında yer almadığı ve zaferini kutlamadığı gerekçesiyle Bitlis beyi Abdalhan“ın üzerine büyük bir kuvvetle gidilerek beyliğine son verilir ve maddi-manevi bütün varlığına el konulur. İlginç tarafı ise Bitlis Kürt beyliğinin ortadan kaldırılması harekatına başta Mehmudî aşireti olmak üzere bir çok Kürt beyi de çok sayıda savaşçı güç ile Osmanlı Sultanı yanında yer almasıdır.

 Ehmedê Xanî, gerek kendisinden önceki süreçlerde, gerekse kendi zamanında meydana gelen askeri ve siyasal olaylardan etkilenmiş, bu olaylar Xanî“nin ulusal düşüncelerinin şekillenmesinde önemli rol oynamışlardır.

Osmanlı imparatorluğu zamanında baş gösteren isyan ve karışıklıklar sonucu değişik uluslar, başlarının çaresine bakıp devletleşme yolunda çaba sarfederken, Kürt beylikleri ya dağılma sürecine girmiş yada kendi aralarında kavgalı olmuşlar, bir türlü kendi aralarında birliktelik sağlayamamış bir lider etrafında bir araya gelememişlerdir.

Sahip olduğu öngörü ile geleceği iyi gören Ehmedê Xanî“nin en büyük ulusal arzusu, Kürtlerin kendilerinden olan ve bazı niteliklere sahip müşterek bir lider etrafında birleşip kendi kaderlerini tayin etmeleri olmuştur.

„Mem û Zîn“ adlı eserinin 189-234 arası beyitlerinde ulusal arzusunu ve bu arzunun gerçekleşmesinin önündeki engeller olarak „Kürtler ve onların beyleri arasındaki iç anlaşmazlıkları“ gibi sosyolojik tespitlerde bulunmuştur. Cesur ve gayretli Kürt beylikleri açıkça övmüş, cömertlikleri ve ulusal onurlarına rağmen bu toplulukların ne kadar bahtsız ve talihsiz olduklarını açıkça dile getirmiştir.

 

Mümkün mü çark-ı feleğin dönmesi lehimize?

Mümkün mü bir şans yıldızının doğması bize?

 

Bizim içimizden de bir hükümdar çıkıversin

Bizim aramızdan da bir padişah kalkıversin

 

Eğer bizim de bir yüksek başlımız bulunsaydı

Kendisi iyiliksever ve şiir taliplisi biri olsaydı

 

O zaman sikkeyle tasdik edilecekti külçemiz

Bu külçe kalmazdı böyle şüpheli ve değersiz

 

Şayet bizim de bir padişahımız olsaydı

Ve Allah ona bir külah layık bulsaydı

 

Ona da oturacağı bir taht tayin olsaydı

Elbette bizim de bir geçerliliğimiz olacaktı

 

Biz yetimlere merhamet edip acıyacaktı

Bizi namert olanların elinden kurtaracaktı

 

Asla bize galip gelmeyecekti şu Romlar

Ve olmazdı baykuş“un konduğu yıkıntılar

 

Olmazdık kendilerine hükmedilen fakir insanlar

Olmazdık Türk ve Farslara mağlup ve itaatkar

 

Gerçi türk ve taciklere bağımlı olmak ayıptır

Ama bu ayıp Kürtlerin ileri gelenlerin ayıbıdır

 

Bu, Kürtlerin hükümdar ve yöneticileri için utançtır

Şairlerin ve fakirlerin bu konuda ne suçları vardır?

 

Şaştım kaldım Allah“ın hikmetinde

Acaba Kürtler bu dünya devletinde

 

Neden böyle hep mahrum kalmışlar?

Neden hep böyle yönetilen olmuşlar?

 

Çünkü kendi aralarında birlik sağlamazlar

Hep ayrılık ve isyanlar içerisinde yaşarlar

 

Eğer biz de birlik ve beraberlik içinde olsaydık

Birbirimize uyup aramızda ittifak oluştursaydık

 

O zaman tamamlayacaktık hem dini hem devleti

Ve elde edecektik o zaman hem ilmi hem hikmeti

 

Tüm bu Romlar, Araplar ve Farslar

Hepsi bizim için hizmetçi olacaktılar

 

 İlk günden işgalin sonlarına kadar Kürt emirlikleri biri kurulup diğeri işgal edildiğinden ve işgalciler kovulduktan sonra üçüncü bir emirlik olarak tekrar ortaya çıktığından, Kürt coğrafyası“nın siyasal haritası hep değişmekteydi. İşte biz Xanî“yi, Kürt coğrafyası sathında süreklilik kazanan bu operasyonları gerçek anlamda ifade eden, Kürt topraklarının ve onun emirliklerinin kendi öz güçleri etrafında birleşmesini savunan ve dağınık emirliklerin birbirine katılarak, işgalci iki tarafa karşı dayanabilecek birleşik bir devlet haline gelmeleri gerektiğini savunan bir fikir önderi sayıyoruz.

 Kürt coğrafyası“nda burjuvazi etmenlerinin ortaya çıkmasına paralel olarak kendi etki alanını genişletme çılgınlığına düşen bazı Kürt emirliklerinin diğer bazılarına saldırmasıyla patlak veren emirlikler arası savaşlar, ortak bir devlet kurulmasına olanak sağlamamış, Kürtler“e ve toprakalarına büyük zararlar vermiş, kültürel ve ekonomik olarak gelişmelerini engellemiştir. 

Kürt toprakları“nın parçalarının birleşmesini engelleyen ve onun ekonomik koşullarını oldukça kötüleştiren Osmanlı ve İran işgalleri de olmasaydı, Kürt emirliklerinin kendi aralarında birlik oluşturarak birleşik devlet kurmuş olacaklarını da göstermektedir. Bu arada bugün Kürtlerin ekonomik durumunun bu emirlikler dönemine nispeten çok daha kötü olduğunu da görüyoruz.

Tüm bunların kaçınılmaz sonucu ve gerekçesi olarak Xanî, kendi ulusunun bir hükümdarı (padişah) olmasını, dolayısıyla Kürt beylerinden birinin seçilerek kendisine taç giydirilip, tahta çıkmasını arzulamakta ve böyle bir hükümdarın yönetimi altında gerçekleşecek olan ulusal bir birlikten başka Kürtler için bir çözüm bulamamaktadır.

Kültürel ve dilsel açıdan

Kürt coğrafyası Xanî“den önce başlayıp ve onun döneminde de devam eden ilmi ve kültürel önemli hareketlere beşiklik etmiştir. Bu hareketlerde Kürt beylerince de desteklenen medrese geleneği çok önemli bir rol oynamıştır.

IV. Murad zamanında beyliğine son verilen Bitlis beyi Mîr Abdal“ın din, tarih, dil, biyoloji, tıp ve coğrafya gibi farklı alanlara ait dört binden fazla kitabından oluşan kütüphanesi yakılmıştır.

 Kürtlerin dinsel ve dilsel kültürlerinde önemli bir yer tutan ve Kürt beyleri tarafından Kürt coğrafyasının dört bir tarafından davet edilen öğretmenler tarafından ders verilen bazı medreseler şunlardır:

1- Mîr Abdal Medresesi

2- Kızıl Medrese

3- Şerefiye Medresesi

4- Davudiye Medresesi

5- Qehban Medresesi

6- Mîr Hasan Veli Medresesi

7- Beş Medrese

8- Muradiye Medresesi : Xanî“nin eğitim ve öğretim gördüğü Bayezid“deki medresedir.

 

Ehmedê Xanî“nin yaşadığı dönem ve ortamda dört dil önem taşıyordu. Bunlar Kur“an dili Arapça, edebiyat dili Farsça, resmi dil Osmanlı Türkçesi, ve halkın konuştuğu dil olan Kürtçe idi.

 

Bu dört dile de hakim olduğu anlaşılan Xanî eserlerini kendi anadili Kürtçe olarak yazmayı tercih etmiştir. 2656 beyitlik olan „Mem û Zîn“ adlı eserinde yaklaşık olarak 27000 kelime kullanmıştır. Arapça 6015, Farsca 918 ve Osmanlı Türkçesi“nin 26 kelimelerinden yararlanmıştır. 20000 civarı saf Kürtçe kelime kullanmıştır.

1927 yılında yazılmış olduğu halde, Cumhuriyet“in kurucusu Atatürk“ün „Gençliğe Hitabesi“ni orjinal hali ile günümüz Türkçesi ile sadeleştirmeden okuduğumuzda bir şey anlayamaz olduğumuzu farkederiz.

Sadece bu örneği gözönünde bulundurursak, 1665 yılında „günümüzde dahi eğitim dili olmayan bir dil ile“ yazmaya başlayan Ehmedê Xanî „Neden sadece Kürtçe kullanmamıştır“ gibi eleştirilere cevap verebileceğiz.

Xanî, „Mem û Zîn“in 2478. beyitinde Kürtçe, Arapça ve Farsça kelimelere, beyitlerini, nükteli nazım ve edebi bir ustalık olan kelime oyunu olarak birleştirmek için kullandığını açıklamaktadır.

 Xanî „Mem û Zîn“i yazarken taşın altına elini koyarak büyük özverilerde bulunmuştur. Döneminin geçerli iki dili olan ve duru şarab“a benzettiği Arapça ve Farsça yerine, gereken ilgiyi göremeyeceği için tortuya benzettiği kendi anadili Kürtçe ile eserlerini yazmıştır.

 Kendisi duru şarabı bırakıp tortuyu içti

Yani inci gibi bir dil olan Kürtçe“yi seçti

Bu dili düzene koydu, verdi ona bir çekidüzen

Umum halkı için cefalar çekti bunu yaparken

Ne yapayım ki pazar kesattır, durgundur

Değerli kumaşın hiçbir müşterisi yoktur

 Xanî“ye göre Kürt dili ve edebiyatına olan ilgisizliğin ve pazarın kesat oluşunun temel nedeni bu dil ve edebiyata sahip çıkacak bir Kürt bey“inin olmamasıdır. Dolayısıyla Xanî“yi en çok üzen şey, özelde kendi yazdıklarını, genelde Kürt dili ve edebiyatını sahiplenecek ve iktidarıyla bunu onaylayıp teşvik edecek bir Kürt bey“inin bulunmayışıdır.

 Şayet bizim de bir sahibimiz bulunsaydı

Yüksek himmetli ve söz dostu olsaydı

O zaman ilim, yetenek, kemal ve de irfan

Bunlarla birlikte şiir, gazel, kitap ve divan

 Eğer yanında geçerli olsaydı bütün bunlar

Onun yanında makbul olsaydı bu paralar

O zaman manzum sözlerin bayrağını kapardım

O bayrağı dünya damının tam üstüne asardım

Şayet bize de bir kez olsun şöyle bir baksaydı

Kutlu yüzünü bir kez olsun bize de doğrultsaydı

Bu sözlerin hepsini şiir haline getirecekti

Bu pulların tümü dinara dönüşecekti

 Ama her şeye rağmen Xanî, bir Kürt bey“inin yönetimini, başında Kürdün bulunmadığı bir yönetime tercih etmektedir.

Xanî“nin günümüze ulaşan ve kendisine ait oldukları kesin olan eserler dört tanedir:

 1- Nûbehara Biçûkan

2- Eqîdeya Îmanê

3- Mem û Zîn

4- Dîwan

 

1- Nûbehara Biçûkan : Çocukların İlkbaharı

 

Xanî Kürtçenin ilk iki dilli sözlüğü olan „Nûbehara Biçûkan“ adlı eserini 1683 yılında yazmıştır. Kısa bir önsöz, 13 kıta, 220 civarında beyit ve yaklaşık 1000 Arapça kelime ile bunların Kürtçe karşılıklarından oluşan bu sözlüğünü 33 yaşında iken hazırlamıştır.

 

Bu Kürtçe sözlüğün giriş kısmında Kürt çocuklarının eğitimi için yazdığını açikça belirtmekte ve çocuklara Kur“an-ı Kerim“i bitirir bitirmez ders kitabı olarak ilk önce bu sözlüğün öğretilmesini istemektedir.

 Bu eser seçkin olanlar için değildir

Belki küçük Kürt çocukları içindir

Kur“an-ı bitirdikleri zaman onlar

Gözleri açılıp bilgi sahibi olmalıdırlar

 Bu eser üç açıdan önem taşımaktadır.

Birincisi, Kürt alimleri, Xanî“nin bu sözlüğünü „medreselerde okutulmasını“ gerçekleştirmişler ve Kur“an-ı Kerim“i bitirip medreseye başlayan Kürt çocuklarına bu kitabı ders kitabı olarak okutmuş ve ezberletmişlerdir. Medreselerin işlevini yitirdiği „Cumhuriyet sonrası“nda bile Kürt medreselerinde bu eserin okutulmasına ve ezberletilmesine devam edilmiştir.

İkincisi, çocuk edebiyatı alanında yazılmış ilk Kürtçe kitap olması

Üçüncüsü, Kürtçe yazılmış ilk iki dilli sözlük olmasıdır.

2- „Eqîdeya Îmanê : İnanç Risalesi

Xanî 70 beyitten oluşan bu eserini aruz ilminde „mutekarib“ adı verilen bir vezin sistemiyle 1687 yılında yazmıştır. Bu kitapta İslam“ın inanç esaslarını bu esaslarla ilgili görüş ayrılıklarının ayrıntılarına girmeden „Sunni Eş“arî“ ekol çerçevesinde işlemiştir. Nûbehar gibi Xanî bu eserini de medreselerde okutulan ders kitapları arasına katmak amacıyla Kürtçe yazmıştır. Böylece Kur“an-ı Kerim“i bitiren Kürt çocukları Nûbehar ile kendi anadillerinin temel sözcük ve terimleri ile tanışmaları, „Eqîdeya Îmanê“ ile de temel dini bilgileri yine kendi anadilleriyle öğrenmeleri amaçlanmıştır.

Bu eseri önemli kılan iki büyük özellik:

1- Dini bir ilim sahasında yazılmış ilk Kürtçe ders kitabı olması

2- Kendisinden sonra dini ilimler sahasında Kürtçe yazılmış diğer kitaplara bir örnek teşkil etmesi, onlar için bir kapı açması.

3- Mem û Zîn : Mem ve Zîn

Ehmedê Xanî“nin „Mem û Zîn“i bir şairin naklettiği bir aşk hikayesinden önce bir fikir kitabıdır. Bu kitabında doğu şiirinin bütün güçlü yanlarını yansıtmanın yanında fikirlerini ifade etmede kendi kültür ve bilgisini açıkça ortaya koyan Xanî, kendisinden önce yazılmış olan kitaplarda kaydedilen düşünsel ve felsefi tartışmalar üzerinde de kafa yormuş ve bütün bunları yaparken kendine göre „hedefi“ olan bir şair olarak hareket etmiştir.

 „Mem û Zîn“in yazımı salt bir şiirsel destanın yazımı yada halk arasında tekrarlana gelen ve kökü eskilere dayanan bir aşk hikayesinin şairane yazımı değildir. Bilakis şair belirli bir „hedef“ için yazdığı bu kitapta mensup olduğu Kürt ulusunun gerçek durumunu, özelliklerini ve değerlerini ortaya koymayı amaç edinmiş ve dünyaya Kürtlerin tarihsel derinliklere sahip uluslardan bir olduğunu açıklayarak onların Fars ve Osmanlı boyunduruğundan kurtulmaya hakları olduğunu söyleyerek bu davasında oldukça şeffaf davranmıştır.

 Xanî, doğunun büyük klasik şairlerini taklit etmekten çok bu şairlerin kendi dilleriyle ortaya koydukları destanlarının benzerlerinin Kürtlerde de var olduğunu ve bunların Kürtçe de yazılabileceğini ıspatlamak istemiştir.

 Mutasavvıf bir şair sıfatıyla kendi yaratıcı gücünü ortaya koyarak Kürtlerle öteki doğu halkları arasında irtibat kurmuş olan Xanî, doğu halklarının genel kültür mirasına ve edebiyatına katkı sağlayacak „çehresi kurdî olan“ yeni bir tablo kazandırmıştır.

 Şüphesiz „Mem û Zîn“ üstün edebi dokusunun yanında felsefi ve düşünsel bir eserdir de. Birçok bilgi ve birikimi özetleyen, ve çok sayıda düşünsel meseleyi içeren, Kürt ulusunun hayatını ve döneminin yaşam tarzını tavsir eden tablolar çizmektedir

 Ehmedê Xanî“nin bu eseri, ismini „Mem“ ve „Zîn“ adlı iki aşıktan almaktadır. Aşk hikayesi Miladî 1393 yılında Cizre„de yaşanmıştır.

 Ehmedê Xanî „Mem û Zîn“den önce Kürt coğrafyasında tanınan ve anlatılagelen „Memê Alan“ folklorik hikayesini yeni baştan ele almış, ona kendi görüşlerini yansıtan yeni bir görünüm kazandırmış ve böylece onu dinsel, sosyal, siyasal ve ulusal görüşleri için kendi ifadesiyle bir „bahane“ yapmıştır.

 İçimdeki dertleri efsane kılayım

Zîn ve Mem“i bahane yapayım

 Perdeden şöyle bir nağme çıkarayım

Zîn ve Mem“i yeniden yorumlayayım

 „Mem û Zîn“i 44 yaşında tamamlayan Xanî, eserini nazım şekli olarak „Mesnevî“ tarzında yazmıştır. Giriş bölümde „Besmele ve Tevhîd“, „Allah“a Yakarış“, „Hz. Muhammed“e ve dört büyük halife“ye övgü“, „Mirac olayı ve şefaat talebi“, „Eserin ithaf edildiği kişiye övgü“, „Eserin yazılış nedeni“ yer alır.

Giriş bölümünde ki „Eserin ithaf edildiği kişiye övgü“ adlı alt başlık en önemli dikkat çekici kısımdır. Zira mesnevilerde bu kısımda eserin ithaf edildiği kişinin adı anılarak bu kişi edebi incelikler dolu ifadelerle övülür. Xanî bu kısımda doğrudan doğruya bazı meziyetlerini sıraladığı Kürtleri övmekte ve böylece eserini Kürtlere ithaf etmektedir. Bu kısım için seçilen başlık“ta kolaylıkla anlaşılmaktadır. „Bu kısım, cesur ve gayretli Kürt topluluklarını açıkça övmeye ve bunca cömertliklerine ve ulusal onurlarına rağmen bu toplulukların ne kadar bahtsız ve talihsiz olduklarını açıkça dile getirmeye ilişkindir.“

 

Şaştım kaldım Allah“ın hikmetinde

Acaba Kürtler bu dünya devletinde

 

Neden böyle hep mahrum kalmışlar?

Neden hep böyle yönetilen olmuşlar?

 

 Beylerinin her biri cömertlikte Hatem“dir

Yiğitleri cengaverlikte birer Rüstem“dir

 

Sınırların tespitinde anahtar olan Kürtlerdir

Aşiretleri sınırlar üzerinde sağlam setlerdir

 

Birer denizi andıran Romlar ve Acemler

Ne zaman ortaya çıkıp harekete geçseler

 

Kürtler her taraftan kızıl kana bulanırlar

Berzah gibi onları birbirlerinden ayırırlar

 

Hem cömertlik, hem gayret, hem mertlik

Hem beylik, hem hamiyet, hem de yiğitlik

 

Bunlar Kürt aşiretleri için birer onaydırlar

Onlar gayret kılıcı ile adaleti sağlamışlar

 

Eğer bizler de bir olup beraber olsaydık

Birbirimize uyup da ittifak oluştursaydık

 

O zaman tamamlayacaktık dini ve devleti

Ve o zaman elde edecektik ilim ve hikmeti

  

Yazılış nedeni: Xanî bu kısımda başkalarının doldurmadıkları Kürtçe yazma boşluğunu kendisi mecbur kalıp doldurmaya çalıştığını, bunu ulusal bir bilinçle yaptığını, duru şarap kadar revaçta olan Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesi dururken tortuyu andıran Kürtçe“yi tercih ettiğini ifade etmektedir.

 „Mem û Zîn“i yazmak için Kürtçe“yi tercih etmesinin temel iki nedeni olarak el oğluna „Herkesin kendi dilinde kitapları varken, Kürtlerinki yoktur“ ve „Kürtler aşktan mahrumdur“ dedirtmemek olduğunu açıkça belirtmektedir.

  „Mem û Zîn“in asıl konusu, Mem ve Zîn adlı kahramanlar arasında „mecazi“ olarak başlayıp daha sonra „ilahi“leşip „hakiki“leşen bir aşk hikayesidir. Aşkları evlilikle noktalanıp „mecazi“ merhaleyi aşamayan Tacdîn ve sitî de hikayenin önemli kahramanları arasında yer alırlar. Tacdîn dîvan veziririnin oğlu, Mem“de dîvan katibinin oğlu olup, kan kardeşi iki saray mensubudurlar. Hikaye“nin önemli kahramanlarından biri de Cizre beyi Zeyneddîn“dir. Sarayda yetişen Sitî ve Zîn bu beyin kardeşleridir. Hikayenin diğer kahramanları: Bey“in kötü karakterli teşrifatçı kapıcısı Bekir, Zîn ve Sitî“nin dadıları Hayzebûn, Tacdîn“in iki kardeşi Arif ve Çeko, Bekir“i ölümünden sonra cennet“te gören pîr. (Şeyh)

4- Dîwan

Xanî“nin değişik süreçlerde çeşitli münasebetlerle söylediği şiirlerinin bir araya getirildiği Dîwan“ında yer alan bazı nazım şekilleri şunlardır:

Gazel, Kaside, Kıta, Mulemma, Mustezad, Diğerleri

 Dîwan“ın içeriğini oluşturan belli başlı konular şunlardır:

Tasavvuf, Mistik ve metaforik aşk, Metaforik Flora, Metaforik fauna, Sosyal, siyasal ve kültürel olgular, Diğer konular.

 

Hazırlayan: Mustafa ÖZER

Mustafaozer34@hotmail.com


Mafya öyküsü mü, kontrgerilla övgüsü mü!
Kategori: makaleler
Zaman:12/28/2009 :Yazan: By_MêRXaS_

Mafya öyküsü mü, kontrgerilla övgüsü mü, ne halt olduğu belli değil.

Engin Ardıç,son bölümünde başbakana da yer verilen, Kurtlar Vadisi ile ilgili ilginç bir analiz yapmış

 

Çakma başbakan

 

Ünlü bir televizyon dizisi var, "Kurtlar Vadisi"... Mafya öyküsü mü, kontrgerilla övgüsü mü, ne halt olduğu belli değil. Uzatıla uzatıla da suyu çıktı.

Ben seyretmiyorum. Yazana da, çekene de, oynayana da, izleyene de uğurlar olsun. "Faşo" seyirciye seslenen, lumpenlerin içlerinde kalmış, çoğu zaman dışa da vurdukları "ölme ve öldürme dürtüsünü" gıdıklayan bir dizi. Sinema filmini de yaptılar.

Bu dizinin son bölümlerinde galiba, "başbakan" da varmış.

Murat Atak adında bir tiyatrocu oynuyor.

Elbette Recep Tayyip Erdoğan'a hiç olmazsa Nejat İşler kadar bile benzediği yok canım, "soyut" bir başbakan. Yerseniz.

İşte bu Murat Atak kardeşimiz geçen gün çok ilginç bir şey söyledi:

"Sokakta yürürken beni görünce gerçekten başbakan sananlar, 'sayın başbakanım' diye saygı gösterenler, hatta iş isteyenler bile var!"

Türkiye gündeminden başlıklar açarak "şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın" diye akıl ve öğüt verenler bile çıkıyormuş...

Öyle ya, başbakanı görünce ne istenir?

Ya iş ya para.

Ya açız diye ağlayacaksın, ya da akıl vereceksin. Vatandaş değil misin?

Geçen gün bindiğim bir taksinin sürücüsü, Apo sorununun çözümünü kendince bulmuştu. Beni de tanıyor, dedi ki, "ağabey, önce serbest bırakalım, birkaç ay sonra çaktırmadan temizleyelim, sen gazetecisin, yaz bunları!"

Bu vatandaş, hani eski Yeşilçam filmlerinin "kötü adam" oyuncusu Erol Taş'ı görünce taşla kovalayan cinsinden... Önder Somer'in gerçek hayatında da "kızların gazozuna ilaç katarak onları iğfal ettiğine"inanır, Ahmet Tarık Tekçe ve Hüseyin Baradan'ın aşağılık herifler olduklarını düşünür. (Merhum Baradan'la tanışıp ne kadar kibar, ne kadar nazik bir beyefendi olduğunu görünce ben bile şaşmıştım yahu...)

Rahmetli haminnem de o filmlerde esas oğlanın, özellikle de esas kızın gerçekte ölmediğine asla inanmaz, Belgin Doruk'un arkasından "vah vah, pek de gençti taze, yazık oldu" diye samimi olarak üzülürdü.

Ertesi hafta başka bir filmde Belgin Doruk'un nasıl olup da sağ çıktığına ayrıca şaşar, buna bir açıklama bulamazdı.

"The Passion of Jesus Christ" filmini bilirsiniz, hani Mel Gibson'un hiçbirşeyi sorgulamadan, "kör kör parmağım gözüne, küt bir Hıristiyanlık propagandası" olarak çektiği, ama Romalılar'ı Latince, Yahudiler'i Aramice konuşturmak gibi mükemmel bir buluşa da imza attığı film...

Orada Hazret-i İsa'yı oynayan Jim Caviezel, başka bir film çekimi için Meksika'ya gitmiş, Meksika köylüleri"efendimiz geldi" diye ellerine sarılmışlar, ayaklarına kapanmışlar!

İmdi, "çakma başbakan" Murat Atak'tan iş isteyen vatan evlatlarına da nasıl bir yorum getirilebilir? "Aydın Doğan medyasının" yazarı olsam: "Benim emekçi halkım açlık ve sefalet içinde, dizi filmin başbakanından bile medet umacak hale gelmiş, bu ne rezalet?"...

Ben ben olsam: "Vatandaşın zekâ düzeyi yıllardır bir milim ilerlememiş, hâlâ filmde gördüğü kişilikle onu canlandıran oyuncuyu ayırdedemeyenler var, bu ne rezalet?"...

 Engin Ardıç - Sabah Gazetesi


O fotoğraf...: Cengiz Çandar
Kategori: makaleler
Zaman:12/27/2009 :Yazan: By_MêRXaS_

O fotoğraf...: Cengiz Çandar

 

O fotoğraf hiçbir söze yer bırakmıyor. Olsa olsa altına bir fotoğraf altı yazısı yazılabilir.

 

O fotoğrafı görmeden yazmıştım dünkü yazıyı. Yazı yayımlanması için gönderildikten sonra gördüm. Aslında bir gün önceden öyle bir fotoğraf kaygısı vardı. Perşembe gecesi Diyarbakır’ın tanınmış kişilerinden beni arayan bir dostum, tam da o fotoğrafı tarif ederek, “Yarın öyle bir görüntü çıkarsa, bütün bir halk kendisini aşağılanmış hissedecek. İnşallah öyle bir şey olmaz” demişti. Oldu. Bunun Ankara’dan kararlaştırılan bir uygulama olduğu kuşkusu var.

O fotoğraf hiçbir söze yer bırakmıyor. Olsa olsa altına bir fotoğraf altı yazısı yazılabilir.

 

Duvarları katı sabır taşından

Kar altındadır varoşlar,

Hasretim nazlıdır Ankara.

Dumanlı havayı kurt sevsin

Asfalttan yürüsün Aralık,

Sevmem, netameli aydır.

Bir başka ama bilemem

Bir kaçıncı bahara kalmıştır vuslat

Kalbim, bu zulümlü sevda,

Kar altındadır.

(Ahmet Arif,

Hasretinden Prangalar Eskittim)

 

Cengiz Çandar’ın bu yazısı aynı anda Referans gazetesi ve www.hurriyet.com.tr web sitesinde de yayımlanmaktadır.



2010 YILI İÇİN BAŞLANGIÇ YAZIM ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ
Kategori: makaleler
Zaman:12/27/2009 :Yazan: By_MêRXaS_

2010 YILI İÇİN BAŞLANGIÇ YAZIM ŞÜKRÜ GÜLMÜŞ

Aşksız ve param parçaydı yaşam
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim...
Adnan Yücel
Biz ki aşkın yetim çocuklarıydık.
Aşksızdık. Aşka susamıştık. Bu yetim halimizle bir kavgaya giriştik. Aşkı dava gibi sevmiştik. Ve aşksız bir yok ülkeyi kurtarmayı, yeniden kurmayı hayal etmiştik. Lakin aşkız ne dava, ne kavga ne de ülkenin kurtulamayacağını, kurtarsak bile koruyamıyacağımızı bilememiştik. Toplumsal aşk adına kavganın dudaklarına aslımış ve dudaklarımızı kanatınca; bunun farkına varmıştık.
Ne zaman mı fark ettik?
Şiirle tanışınca, cağımızın en büyük ustaları şairleri dinleyince. Bakın ne diyor şairimiz Adanan Yücel:
Aşksız ve param parçaydı yaşam
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim...
Üç mısra yazdım. Dördüncüsünde durdum. Dördüncüsünü yazmaya gönlüm elvermedi. Peki o neydi?
Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yer yüzü aşkın yüzü oluncaya dek.

Vay mala mın vay!..
Bizde takat mı kaldı? Biz de mecal ve hal mı kaldı? Belki birileri daha sonra, bizden sonra çıkar bu çılgınlık yolculuğuna. Lakin iki gözüm sevgili şairim; artık zamane aşklar iklimine girdik. Şimdiki aşklar berbat. ‘Asansörün birinci katında başlıyor, beşinci katta bitiyor,’ dediğimde şairim Yücel’e Almanya/Bochum şehrinde; otuziki dişiyle gülmüş ve bana bir hüzün oku fırlatmıştı. O Yücel’di, ben Gülmüş’tüm ve o gülüş ve o hüzünle ikimiz de vurulmuştuk.
Lakin biz o kadar da kötü oynamadık tarihi rolümüzü be ustad. Sen taşı gediğine ve mısrayı tam orta yerine koymuşsun. San ada bu yakışır. Biz yaşadık. Sen bizden alasını şiir mısrasına döktün.

Ne zaman başlasa bir zulüm tufanı
Bir çılgınlık düşse sulara
Sığmazdınız kabınıza taşardınız
Irmaklar adınızı yazardı toprağa
Değil mi ki hep o aşkların uğruna
Özlemi duyulunca özgürlüklerin
Öfkesini gökyüzüne çalan
Bir şimşek gibi dalardınız yaşama
Ne deyalim ustad ne diyelim. Ama biz yine de aşksızdık. Aşkın yetim çocuklarıydık. Belki bu ışık hızıyla kavgaya dalarken, kavgayı koşum koşum kovalarken; en çok aşkı arayandık. Aşk yetimleri en çok aşkı kendileri için aramaz mı? Ama biz tekil aşkaları istemeye utandık. Bu töredir, bu toplumsal ahlakdır dedik durduk. Lakin aşksız kavganın olamıyacağını ve aşksız bir ülkenin kurtlulamıyacağını, kurtarsak bile korunamıyacağını çok geç anladık. Keşke diyesim geliyor. Keşke önc şiir emzirseydi anamız süt yerine ve bize tembihlesydi amentu gibi ‘Oğul oğul civan oğul. Sen sen ol ve asla aşksız kalma’ deseydiler.

Neyleyelim bizim önümüzde yürüyen ve bize aşkı öğreten olmadı ki?
Şimdi olrivayet tekil vede birinci şahıs zamirine geleyim mi?
Sana yaşam formülümü açıklayayım ey sevgili.
Dinle. Düşün ve karar ver.
11 yıl zindani yaşam. Gecesi ve günüzüyle kaç ışık yılı eder?
11 yıl sensizlik ve tensizlik kaç mevsim yetimi olur?
Ve topluyorum hepsini; topu topu 11 gün ediyor.
İşte yaşamım bundan ibaret.
İster al azad eyle, ister at berbat eyle.
Kavil karar senin.

Biz ki aşkın yetim çocuklarıyız. Yetim çocuklar en çok kendileri için aşkın arayışına girer ve kavganın anaforlarında bulunur. Lakin geç anladık; aşksız bir yaşamın olamıyacağını. Aşksız bir ülkenin kurtulmayacağını ve kurtulsa bile onun yaşatılamıyacağını çok ama çok geç anladık. Seni bulduk. Seni sevdik. Sana sarıldık ey sevgili. Bir suçumuz bir günahımız varsa; yetimliğimiz ver. Öperken dudağın mı kanattık? Bedinde gezinirken; sert kulaçlar mı attık? Yan mı baktık. Biraz yüksek seslemi hitep ettik. Afolla. Bizi bağışla. Biz aşkın yetim çocuklarıyız. Severken bile yetimce sevriz. Açlık iç güdüsü bu. Boşuna dememiş bu çağın azizi şairimiz:
Aşksız ve param parçaydı yaşam
Bir inancın yüceliğinde buldum seni
Bir kavganın güzelliğinde sevdim...

Geri kalanını yazmıyorum. Bırak yarım kalsın türkümüz gibi şiirimiz de. Birileri gelir tamamlar. Bizden geçti artık. Biz bir ahir zamanın yetim ve yitik çocuklarıyız.
Hey çocuklar bizi unutmayın!..
Hey gençler siz siz olun; çıkınızıda aşk olmadan yola çıkmayın.
Aşksız ne ülke kurtulur, ne de şurdan şuraya gidilir.
AŞK...üç harfli bir formüldür.
Herkes ona bir anlam yükler.
Herkes onda kendisini bulur.

Arz ve halimdir: 2010 yılının ilk günlerinden sonra beni aramayın. Ararsanız Edebiyat ve sanatın aşksız geçen en kuytu yerlerinde arayın.
Bundan sonra biraz Hayyam, biraz Cibran biraz da Cemal Süreyya’yım.
Yani ‘Nerye gitsem orası yanlızlığın başkenti’
Bense beteri: o şehrin bir izbe gecekondusundayım artık
Sağılık ve esen kalın.
Almanya, 16 Aralık 09

 Siirce ve sevgiyle
GÜLMÜŞ

Kaynak:

http://www.nasname.com/index.php


| ilk 1 son 10 | Sonraki sayfa
Memleket isterim Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;Kuşların çiçeklerin diyarı olsun. Memleket isterim Ne başta dert ne gönülde hasret olsun; Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.Memleket isterim Ne zengin fakir ne sen ben farkı olsun;Kış günü herkesin evi barkı olsun.Memleket isterim Yaşamak,sevmek gibi gönülden olsun;Olursa bir şikayet ölümden olsun.
Free Hit Counter